seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2015 Salı

Gezdim Gordum - Barmouth - Conwy (Kuzey Galler)

Bank holiday ve gunes ayni gune denk gelince, ailecek deniz kenarina gitmek istedik. Daha onceden denize girmeye gittigimiz Barmouth'u tekrar ziyaret etmek ve bahari Kuzey Galler'in yemyesil dogasi ile kapli yollarinda seyahat etmek cok cazip geldi. Hava cok sicak olmasa da, kismen bulutlu olsa da deniz ve gunes insana enerji veriyor.

Yolculuk Manchester'dan M56 otobani ve takiben A494 karayolu ile basladi. aslinda oldukca kolay bir rotasi var. A494 bittiginde Barmouth okunu goruyorsunuz ve 10 mil sonra da variyorsunuz.

Yol boyunca birkac defa durup fotograf cektik. Kuzular, yesillik, dogal guzellikler bu durmalari fazlasiyla hakediyordu.

Yine gecen seferki gibi deniz kenarina inince sola donup buyuk otoparka arabayi biraktik ama bu sefer yer bulmak gercekten zor oldu. Bir onceki gidisimizde erken gitmistik ve rahat parketmistik ancak bu sefer saat 12 civariydi ve otopark tiklim tiklim doluydu

Arabadan inip sehri soyle bir turladiktan sonra sira karnimizi doyurmaya geldi Gecen sefer yemek yemek icin balik restorani bulamamaktan sikayet ettiydik. bu sefer artik acik balik restorani bulamayacagimizi bildigimiz icin sikayet etmedik. Pub'dan bozma deniz kenari bir yerde karnimizi doyurduk.

Sonra artik arabanin arkasindan cikarmadigimiz piknik ortulerimizi alip kumsalda uzanarak soguk ama gunesli havanin tadini cikardik. Denize girmeye niyetlenen birkac kisi olsa da daha o seviyeye
gelmemisti havalar.

Donus icin yola ciktigimizda deniz kenarindan giden ve gelise gore daha uzun suren yolu (A496 - A470) tercih ettik. Manzaralar evler mimari yesillik doga nehirler inanilmaz guzeldi. Kesinlikle bir kere bu yolu kullanmanizi tavsiye ederim.

Conwy'e ulastigimizda saat kaleyi gezmek icin gecti. Yine de distan surlara cikip soyle bir baktik ve deniz kenarina inip aksamustunun en guzel saatlerini marinayi seyrederek gecirdik. (Tabiki artik anlamini ogrendigimiz Cornish* dondurma esliginde).

Bu arada Britanya'nin en kucuk evini distan da olsa gormus olduk.

Ve muhtesem bir trafik ile normalden 1 saat fazla suren bir yolculuk ile donduk


Rota : https://www.google.com/maps/d/edit?mid=zTZI6EOt-gzw.k84SCxoR9l0Q



* Cornish : Cornwall'da uretilen herseye Cornish diyorlar bir cesit yerel, yerli mali, gibi Bkz Easter tatilimiz :) 

7 Nisan 2015 Salı

Gezdim Gordum - Cornwall

Easter Holiday'de yola cikmak asagi yukari bizim bayram tatilinde guneye gitmemiz gibi birsey. Trafik ozellikle guneye inildikce daha da buyuk sorun haline geldi. Sonucta ilk gece konaklayacagimiz St. Mellion oteline giris yaptik. Otel bir golf resort ve 2 yetiskin bir cocuk icin tuttugum family room diye tanimlanan odanin fiyati gecelik £87. Burayi sadece yuzme havuzu oldugu icin istemistim. Arada yarattigimiz kucuk tatillerde mumkun oldugunca kapali yuzme havuzu olan otelleri seciyorum ki kizim eglensin.

Havuzu hakikaten cok guzeldi. kulvarlara bolunmus ve sadece yuzmek isteyenler icin bir havuz var ama bir de aileler icin coluk cocuk suda oyun oynamak isteyenler icin olan baska bir havuz daha var. Hatta daha da kucuk cocuklar icin bir tane daha sig havuz mevcuttu. Otel gercekten cok guzel. Golf tutkum olmadigi icin denemedim ama misafirlere ucretsiz oldugunu okudum.

Plymouth Deniz Feneri
Sabah nispeten guzel bir havaya uyandik. Plymouth'a zaten cok yakin oldugumuz icin gune ilk oradan baslamak mantikliydi. Plymouth ile Cornwall'u birbirine baglayan mini bogazici koprusu formatindaki kopruden gecerek Plymouth'a girdik. Bu arada Cornwall bir sehir degil oradaki yarimadanin tamaminin adi. Bir kucuk dipnot daha, bu bolgede gezerken herseyin basinda gordugunuz "Cornish" ifadesi de Cornwall'da uretilen manasinda yani yerel.

Plymouth'da deniz feneri ile tura basladik. Bir tepenin uzerinde yesil alanin ortasindaki fenere cocukla tirmanmayi gozumuz yemedigi icin disaridan "hmmmm guzelmis" diyerek fotografini cekmekle yetindik. Havanin acmasiyla piril piril bir gokyuzu de ortaya cikinca, iyice yaz tatili moduna girdik. Hemen fenerin onunde, deniz kenarinda buyuk  yarim daire seklindeki havuz henuz bostu ama dolu zamanlarinin fotografi giris kapisinda asiliydi. Bu bolgedeki hersey sanki 70 li veya
Playmouth Havuz
80 li yillarda yapilmis ve oyle de kalmis. Ortam mimariden esyalara kadar size bunu iyice hissettiriyor.

Zamanin darligi goz onune alindiginda fenerin oradan gordugumuz yat limanini gormek uzere yola cikmaya karar verdik. Barbican denen bolgede cok hos pub, ve cafelerin ortasinda bir limandi. Gorulmeye deger fakat uyarayim otoparkta yer bulmak pek de kolay degil.

Plymouth Liman
Buradan sonraki duragimiz olan Looe'ye dogru yola ciktik. Neyseki gidilecek yerlerin aralari cok da uzak degil. Tekrar kopruden gecerek Cornwall tarafina ulastiktan sonra bir tunelden gecip 15-20 dakikalik bir yoldan sonra balikci kasabasi olan Looe'ye ulastik. Bu arada bu kopru bogaz koprusu gibi Cornwall'dan Plymouth'a gecerken para odenen bir kopru ve gecis ucreti £1.5. Looe'de  buyuk otoparka aracimizi biraktiktan sonra denizin cekilmis oldugu kopruden gecerek yayan merkezine girdik. Kucuk bir plaji olan bol bol Cornish Pasty (borek gibi birsey) satilan dukkanlarin arasindan deniz kenarina gittik. Oglen oldugu icin acikmistik ve madem balkci kasabasi balik restorani bulup taze balik yiyebiliriz hayaliyle restoran aramaya koyulduk.  Bu ulkenin hic anlam veremedigim bir konusu olarak mevcut balik restoranlarinin uzerinde aksam 17:00 de acilacagi ibaresi vardi. Boyle buyuk turist akininin oldugu bir gunde bir adam neden dukkanini kapar ki ? Sanki bolluk icinde yuzuyorlar. Senede birkac gun islerin cok acildigini dusunurseniz o birkac gun icinde ben olsam 24 saat acik tutarim restorani.

Neyse sonra bir tane restoran bulduk. Kesinlikle tavsiye edebilecegim lezzette nefis deniz urunleri yapiyordu. Bir tek sorun porsiyonlar kucuktu ve Risotto berbatti. Ozellikle de ispanak salatasini tavsiye ederim nefis olmustu.

Polperro Liman ici
Doymustuk ve bir sonraki duragimiz olan Polperro'ya yoneldigimizde artik saat 16:00 civariydi. Polperro bir balikci koyu. Looe'ye gore cok daha kucuk bir yer. Icine araba ile girmemek konusunda bir suru uyari levhasi var. Giristeki buyuk otoparka arabayi birakip dilerseniz yuruyerek veya ring sefer yapan otobuslerle koyun merkezine gidebiliyorsunuz. Yuruyerek 10 dakika surmuyor ve kesinlikle yurumenizi tavsiye ederim. Cunku etraftaki evler, cicekler, koyun icinden akan kucuk cay gibi detaylar buyuleyici.

Koy merkezi ise tek kelime ile muhtesem. Harika bir pub, Keske burada yeseydik dedirten deniz urunleri ile dolu restoranlar, nefis bir koy, daracik sokaklar, yani tarif edilebilecek bir yer degil. Ingiltere ile hic ilgisi yok insan kendini bir Italyan koyunde falan hissediyor.

Polperro
Aksama yaklasirken zor da olsa Polperro'dan ayrilip ikinci konaklama noktamiz olan Newquey'e yoneldik. 1 saatlik bir yolculuktan sonra otele giris yaptik. Newquey sanirim buralarin sorf merkezi. cunku harika bir sahili var ve agzina kadar sorfcu dolu. kaldigimiz Esplanade Hotel de tum bu curcunanin ortasinda gene 80 li yillardan kalma ilginc bir yer. odalar falan cok temiz ama otelde bir zamanda geride olma hissi var.

Ertesi sabah yarimadanin nerelerinin gezilebilecegini resepsiyondaki gorevliden ogrendikten sonra once Penzance sehrine gittik. Cok tavsiye edilen St Michael's Mount'a yoneldik. Eminim ki harika bir yerdi (Kusadasi gibi ana karaya ince bir yolla bagli bir adacik) ama yanlis zamandi. Etrafindaki plajlardan dolayi oldugunu tahmin ettigim kalabalik ve trafikten dolayi fazla yaklasamadik. Mecburen geri donmek zorunda kaldim.

Minack Theatre
Rotamizi bir sonraki durak olan Minack Tiyatrosuna yonelttik. Tarihi bir antik tiyatro saniyordum ama oyle degilmis. Deniz kenarindaki dimdik bir yamaca 1932 yilinda yapilmaya baslanmis cok cok ilginc bir tiyatro. Yamacin yan tarafinda bembeyaz kumlar ustunde harika bir koy ve plaj da mevcut. Araba ile giderken cok dik ve dar cikmaz bir yolu tirmanmaniz gerekiyor. Eger trafik varsa biraz zaman alabiliyor ama sansliysaniz karsidan kimse gelmeden cikip inebilirsiniz :) Otopark bedava.

Land's End
 Biz gittigimizde Legally Blonde adli oyun oynaniyordu. Karsinizda ucsuz bucaksiz deniz ve gunesin tadini cikarirken bir yandan da onunuzde sahnelenen oyunu izliyorsunuz. Dilerseniz tam koseye her yere hakim bir noktaya yapilmis cafe'de birseyler yiyip icerek de zaman gecirmek mumkun. (fiyatlar aslinda oldukca makuldu)

Buradan hemen 10 dakika mesafedeki Land's End'e yoneldik. Ingilterenin en guney bati ucu olan bu noktaya giris kisden bagimsiz arac basina £5 ama icindeki aktiviteler tam bir gerizekali isi. Cografyanin ozune hic sadik kalmadan cocuklar icin 4D sinema, oyun alanlari falan gibi zirvalarla doldurmuslar burayi. Ayip olmasin diye de bir tane tabela koymuslar Land's End diye altinda durup oradaki fotografciya fotograf cektirebiliyorsunuz. (ucret karsiliginda)

En uctaki ev ise tahmin edilecegi gibi ev degil hediyelik esya dukkani.

St. Ives
Buradan siyrilip yonumuzu St. Ives'e cevirdik. Bu da bir sahil kasabasi ama oldukca buyuk bir yer. Bir dalgakiran icinde kalan kucuk bir plaji ve gene balikci ve Cornish Pasty dukkanlari ile dolu bir mekan. Tepenin basina yapilan otoparka aracinizi birakip ring sefer yapan otobuslerle asagi merkeze iniyorsunuz. Guzel bir ege kasabasini andiriyor ici. Hersey turistik.

Gene balik yemeye niyetlenip Beach Restaurant'a gittik ama bu sefer hayal kirikligi oldu. Fiyatlar yuksek porsiyonlar anormal kucuk ve servis berbatti. Siz giderseniz baska bir yer bulun. Pasty ise genel olarak hepimizin sevdigi birsey haline gelmeye basladi. Ozellikle sebzelisini cok sevdik.

Sonucta yine aksam oldu ve yine otele donduk. Son gunumuzde trafikle bogsacagimizi bildigim icin gezme isini uzatmadik. Sadece Newquey'in icinden sehir merkezini ve plajini gorecek sekilde gectik. Sehir merkezinde Istanbul Grill gorunce artik sasirmadik. Bir Turk restorani varsa herkes adini Istanbul Grill koyuyor nedense. (Ayni firma degiller)
Newquey

Ve anormal bir trafikle bogusa bogusa bildiginiz bayram trafigi donusu sendromu ile cogu zaman adim adim geri donduk.

Bu tatilden harika yerler gormus olmanin keyfi, yuzde biraz bronzluk ve "Guneye yerleselim mi" fikri kaldi geriye.

Ha bir de gezdigim bu yerleri sizler de bir gun gezmek istersiniz belki diye ayri bir blog acma fikri. Cunku burada geziyorsaniz biraz daha detayli bir rehbere ihtiyaciniz oluyor. Ben kendime gitmeden once, uzun uzun ugrasip otopark noktalari, fiyatlar, rezervasyon bilgileri, gidilecek yerlerin posta kodlari (navigasyon icin lazim) ve rotalar ile detayli bir harita hazirliyorum. Bu bilgileri sizlerle daha fazla fotograf esliginde paylasmak istiyorum ama butun bu detaylari burada yazarak kimseyi daraltmak da istemiyorum acikcasi.










31 Ocak 2015 Cumartesi

Gezdim Gordum - Buxton

Gecen pazar gunu is degistirme arifesinde biraz degisiklik olur diye yakinlarda biryerleri gezelim dedik. Daha once icinden soyle bir gecip gittigimiz Buxton'a daha detayli bir sans vermenin tam zamani diye dusunerek Baldizim ve yegenlerimizi de alip 3 cocuk 3 yetiskin yola koyulduk.

Buxton adini ingiltere'yi ziyaret etmis hemen herkes hatirlayacaktir. Buradaki en yaygin sise su markasi diyebiliriz.

Manchester'e 45 dakika mesafede olan buxton'a otoban ile ulasilmiyor. Yani dag yollarini tercih etmek zorundaydik. Fena da olmadi.

Tepelerden gecerken cok olmasada karlarin goruntusu guzeldi.

Sehrin icine girince sirin tatli bir mimari karsiliyor insani.

Gitmeden once internetten kisa bir arastirma yapmistim Kis nedeniyle bazi yerlerin kapali oldugunu veya coluk cocukla tepelere karli yollardan tirmanmanin zor olacagini hesaplayarak bir plan hazirlamistim. Dolayisiyla Solomon Temple denen tepe noktasini bu seferlik pas gecmeye onun yerine magaralari gezmeye karar vermistim.

En azindan kar da yagsa yagmur da yagsa magaranin ici bir bakima cocuklari ve bizi yagistan korur diye dusundum.

Poole's Cavern

Poole's Cavern
Dolayisiyla ilk duragimiz Poole's Cavern oldu. Giriste normalde bir aile bir yetiskin bir cocuk toplam £39.50 odememiz gerekirken gisedeki vatandasla  ortamin sakinliginden istifade biraz sohbet edip 1 aile bileti ile yani £25 odeyerek iceri girdik. Once hediyelik esya satilan ve kucuk bir cafe'si olan bir yere giriyorsunuz. 15-20 dakika icinde bir rehber gelip birikenleri alip tura basliyor. Rehberlik giris fiyatina dahil ve zaten onsuz gezmek imkansiz. cunku iceride isiklar kapali ve adam gecerken aciyor.


Iceride renkli isiklarla falan bir ambiyans yapilmis. Zemininden bir yeralti nehri gecen sarkit ve dikitlerin oldugu bir magara burasi.

Yaz kis icerideki hava sicakligi 7 dereceymis yani bu soguk kis gununde aslinda disariya gore daha sicakti.

Sarkitlar ve akarsular iyidi de dikitlere gelince turdakileri bir gulme tuttu. (Bakiniz yandaki dikit resmi.) Emin olun bu konuda yapilmasi muhtemel utun sakalar yapildi.
Magaradaki Dikitler 

 Sonrasinda rehber magaranin en dibine kadar gidip isiklari tamamen kapatarak aslinda icerisinin ne kadar karanlik oldugu ve Victoria zamaninda rehberlerin buraya geldiginde elindeki mum yanlislikla sonerse ziyaretcilerin nasil bir ortam yasadiklarini anlatti

Turda bir tek bende tripod oldugu icin uzun pozlamali fotograflar cekebildim. Gitmeden once neyle karsilasacagini arastirirsan hazirlikli oluyorsun iste.
Magaranin en dip noktasi
Magaradan cikiyoruz

 Sonra turumuz bitti ve tekrar disaridaki karli soguk havaya maruz kaldik. Arabaya atlayip sehir merkezine dogru Pavillion denen noktaya dogru hareket ettik. O esnada gectigimiz parktaki yapay gol (yani sanirim yapay) ve ordeklerin fotograflarini cekerek Pavillion'a ulastik.

Pavilion

Yine gitmeden once burada ucretsiz gezilebilen bir sergi oldguunu okumustum ama acikcasi antika sergisi yazmiyordu ve biraz da supriz oldu.
Sanirim yapay olan gol
Goldeki ordekler
 Neyse arabayi park edip 2 saatlik ucretini odedikten sonra Pavilion'a girdik. Hemen sol tarafta antika sergisi vardi. Tam olarak sergi de degil. Ingiltere'de kulturun bir parcasi da pazar gunleri bir yerlerde antika satislarinin yapilmasi sonucta. Simdiye kadar onlarca defa rastladigim icin aliskin sayilirim.


 Adambasi 2 pound olan giris ucretini odeyerek tek basima girdim. Cunku neredeyse diger herkes tuvalete gormisti.
 Cok hos parcalar vardi. Bence gorulmeye deger. Ingilizlerin yakin tarihteki yasaminin ipuclari bu antika sergilerinde gizli. Nelere onem vermisler neyi nasil yapmislar cok net olarak gozlemleyebiliyorsunuz. Bir cesit etnografya muzesi gibi. Sergiden sonra ben binalarin birbirine bagli oldugunu farkettim esim ve cocuklar farkedememis. Onlar disaridan ben iceriden binanin sonuna kadar gittik. Tabi bu esnada onlar bir resim sergisi bir botanik bahcesi gezme firsatini kacirdilar. :))

En uctan ciktigimizda tam karsimiza bir pub geldi. Disaridan cok temiz ve nezih bir yere benziyordu. Hemen girdik ve hakli da ciktik. Cok temiz ve duzgun bir yerdi. Yemeklerimizi yiyip biramizi da ictikten sonra Cocuklara kacirdiklari botanik bahcesini anlattim.  Bu sefer ciktigimiz kapidan girip gecmek uzere pubdan ayrildik.
Pub
Geri donus yolunda araba ile kisa bir sehir turu atip bugunu bitirdik. Guzel bir pazar gunuydu. Hem cok yakin hem uzak hissi yasatti.
Bir sonraki yazida gorusene kadar hoscakalin.

2 Mayıs 2014 Cuma

Londra izlenimleri

Istanbul'dan sonra Manchester'da yasamanin garip bir tadi var. Acelen olmuyor, trafik olmuyor, hem herseye yakin, hem kalabaliktan uzak kaliyorsun. Istedigin zaman bir buyuk sehirde arayabilecegin herseye erisip, istedigin zaman 15 dakikada sehir ortamindan uzaklasabiliyorsun.

3. senenin sonunda bunlar insanin icine o kadar isliyor ki buyuk sehirde yasamayi unutuyorsun.

Dun uc gunluk bir Londra seyahatinden dondum. Aslina bakarsaniz Londra'da oldugumu hissedemeyecek kadar yogundum. Manchester'dan 2 saat suren bir tren yolculugu ile Londra'ya ulastim. (£39) rahat bir yolculuktu. Bu kadar kuralci bir milletin, trende  koltuk numaralari soz konusu oldugunda hic orali olmamasi ilginc geldi. Herkesin bir numarasi var ama herkes kafasina gore baska bir yerde oturuyor. Yani kimseye "pardon burasi benim yerim" demenin manasi yok. Baska bir yere oturun gitsin.

Londra'ya vardigimin 1 saat sonrasinda metro greve gitti. Dolayisiyla ancak otele gelebilecek kadar zamanim vardi. Biraz gezmeye kalksam ortada kalabilirdim. Otel (Britania Hotel zincirinden birisi) gene tipik eski bina eski mobilyalar ve eski yataklardan olusan bir oteldi. (burada modern otel bulmak biraz zor sanirim)

iki gun boyunca metro grevde oldugu icin, havanin da guzel olmasini degerlendirip yuruyerek gittim gidecegim sirkete. Yarim saatlik bir yuruyus mesafesi ama bir ingilizle yuruyorsaniz bu sure icindeki tempo biraz agir gelebilir. Son derece hizli yuruyorlar ve resmen nefes nefese kaliyor insan.

Cevredeki insan profili seyretmeye degerdi. Cok cesitli ozelliklere sahip insan toplulugu, guzel bir ahenk yakalamis gibi. Kimse kimseyi yadirgamiyor, rahatsiz etmiyor, rahatsiz olmuyor. Irklararasi iliskilere cok sik rastlaniyor.

Londra'da araba sahibi olmak sanirim ciddi bir dert. Bu yuzden ise bisikletle veya yaya giden insanlar oldukca fazla. Zaten sadece park degil trafik de ayri bir dert.

Bu sefer anlatabilecek pek birsey olmadi. Normalden farki olarak, is ortamini yakindan gorme sansim oldu. Merkezin haricindeki fiyatlari gozlemledim biraz. Manchester ile kiyaslaninca gene pahali ama merkezine gore Londra'nin biraz daha merkezden uzak noktalarinda daha makul oldugunu gormek iyi oldu.

Donuste isyeri biletleri aldigi icin sorun olmadi ama 1 saat erken olan trenin bileti  £139 bir saat sonraki £39 imis. Siz de Ingiltere'de fiyatlarin saatlik oynadigini unutmayin.

Ve sonuc olarak Manchester benim icin guzel bir tercih olmus. Kendimi geri donunce daha rahat hissettim.



22 Nisan 2014 Salı

Gezdim Gordum - Bath + Bristol + Stonehenge

7 kisilik arabayi aldigimiza gore artik 7 kisilik seyahatlare cikma zamani geldi demektir. Ilk planimizi Good Friday ve Easter Monday olarak arka arkaya 4 gun tatil olan bu hafta sonuna yaptim. Ama hepimizin musait oldugu sadece pazar ve pazartesi oldugu icin 2 gun ve bir gece konaklamali bir program  oldu.

Guneye dogru 3 saat civari suren bir yolculuk ile once Bath'a geldik. Manchester'deki kirmizi kiremit mimarisinden sonra, beyaz tas mimarisi sanki baska bir ulkeye gelmis izlenimi yaratmadi diyemem. Herseyden once Bath tahminimden cok daha buyuk bir yer. Sehir merkezine ulastiktan sonra buldugumuz bir sokak parkina arabayi park ettik. Paskalya'da tatil yapmanin avantaji bu tip otoparklarin ucretsiz olmasi. Dezavantaji da acik dukkan bulma zorlugu.
Yagmurlu bir gunde once Pulteney Bridge uzerinde birjkac fotograf cekip ardindan Roman Baths denen muze/harabe kismina gittik.  1 aile (2 buyuk 3 cocugu kapsayan paket) 2 de adult bileti alarak toplam £67 giris ucreti odedik. Romalilardan kalma isadan once 1. yuzyilda ilk binasinin yapildigi sonra zaman icinde genisletilmis tarihi bir SPA. Fotograf cekmek icin harika bir bina. (tripod ile cekmeye izin vermiyorlar) Acik ve kapali havuzlardan olusuyor ve gorulmeye deger.

Tur bittikten sonra yagmurun altinda cok da dolanmadan Italian Pizza Company'de pizzamizi yedik (Garson Turk cikti)

Bath Abbey denen katedrali gezmek icin beklemek uzere Cafe Nero'da kahvemizi icmeye cekildik. 1 saatten sonra o gunun Paskalya oldugunu unutan bizleri guzel bir supriz karsiladi. Katedral o gun normal turistik ziyaret konusunda farkli bir politikaya sahipmis.

Neyse gene de disaridan kapi acildiginda en azindan bir kac fotograf cekmeyi basardik.

Sonrasinda Bristol'deki otelimize dogru yola ciktik. Bath ile Bristol gercekten cok yakin hatta neredeyse arada bosluk yok. Yani mil olarak kisa da olsa sure olarak 35 dakika surdu.

Bristol de cok guzel bir sehir. Hatta gidip uzun uzun sadece Bristolu gezmek bile mumkun. Kalacagimiz otel olan Mercure Bristol Holland House Hotel tahminlerimin cok cok otesinde iyiydi. Tertemiz modern bir bina, kapali yuzme havuzu ve spa'si ve odalarinin buyuklugu ve temizligi ile son zamanlarda kaldigim en guzel oteldi diyebilirim. Sadece havalandirmanin sicak uflememesi gibi bir sikinti yasasak da portatif isitici ile sorunu hallettiler. oda basina geceligine £70 vererek cocukla birlikte kalinabilecek daha iyi bir opsiyon dusunemiyorum.

Aksam yemegini yakindaki bir McDonalds'da hallettik. (Cocuklarla gezerseniz sonuc bu oluyor)

Sabah kahvalti ve kesif icin yola cikmadan once cocuklarla havuzun tadini bir kez daha cikardik. Gunluk guneslik bir gunle Bristolu kesfe ciktik. Yine Paskalya sayesinde her yerin kapali olmasi gercegi ile yuzlestik ve gene Nero'da tostlarla kahvaltimizi ettik. Daha fazla vakit kaybetmeden 1 saat 15 dakikalik mesafedeki Stonehenge yoluna koyulduk.

Mesafe olarak cok fazla olmasa da yollarin garipligi yuzunden sure olarak cok suruyor.

Stonehenge'in tarihi onemini bildigimden, cok heyecanliydim. Gormeyi gercekten cok istiyordum ancak aldiklari para karsiliginda sadece taslari 10 metreden gostermek biraz hayal kirikligi yasatti. biraz uzak bir mesafeden sizi bir jipin cektigi vagonlara bindirip taslarin oldugu bolgeye goturuyorlar. Sonra 10 metreden falan taslari goruyorsunuz. o kalabalikta fotograf cekebiliyorsaniz fotograf cekiyorsunuz ve donuste de muze dedikleri bizim salondan hallice bir yerde bir iki ufak tefek tas ve kemik goruyorsunuz. Ha bir de 360 derecelik bir duvarda size caglar ve mevsimler icinde Stonehenge'in nasil gozuktugunu gosteren bir film izletiyorlar o kadar.

Gidecek olan varsa bilet almadan direk gidip vagona otursun. Muze girisi haric kimse size bilet milet sormuyor.

Gezi bitince de 4 saat surecek olan donus yoluna koyulduk. Londra tarafindaki inanilmaz trafikten kacip biraz yolu uzatarak tekrar Bath uzerinden M4 - M5 - M6 otobanlarini izleyerek, felaket bir sagnak altinda donduk.

Seyahatten tavsiyem Bristol'de ve Bath'da bir kac gun gecirilebilir. Ancak Paskalya'ya denk getirmeyin. Her yerin kapali olmasi sorun olabiliyor.


26 Ekim 2013 Cumartesi

Gezdim Gordum - Birmingham & Bosworth, Warwickshire

Okullarin ilk ara tatile girmesi ile kizima kisa da olsa bir tatil yasatmak ve bir iki gun ailece tatil yapabilmemiz icin nereye gitsek diye aramaya basladim. Kizimin tek istegi yuzme havuzu olmasi oldugu icin isim oldukca zorlasti. Bircok otelde kapali yuzme havuzu olmasina ragmen temiz, ucuz, duzgun bir otel bulmak ve bunun ayni zamanda cevresel olarak guzel bir noktada olmasi oldukca zorlayici bir calisma.

Once Iskocya Highlands diye dusundum ve Loch Ness civarina baktim ama son dakikada bakinca dogru durust bir otel bulamadim.(Turkiye olsa rezervasyon falan ugrasmayip direk o bolgeye giderdim ama burada rezervasyonsuz bir yere gitmek pek normal degil)

Neyse sonucta rotanin yonunu degistirip daha yakin ama havuzlu bir otel olarak bunu buldum.
Bosworth Hall Hotel Spa & Leisure Warwickshire, Market Bosworth
2 gun X 2 kisi + 1 cocuk icin £170 sadece oda uzerinden fiyat verdiler.

Neyse ilk durak olarak Birmingham sehir merkezini saptadim. birkac saat gecirip oradan devam ederim diye dusundum. Yola cikmadan once £50 luk benzin aldim ve yola ciktim

Manchester - Birmingham arasi toplam 70 mil civari ve 1,5 saat ila 2 saat arasinda cekiyor. Trafik ihtimali yuksek bir yol. Anormal sagnak bir yagmurdan sonra parcali bulutlu bir havada Birmingham'a girdik.
Direk Bullring denen ve hani su windows isletim sistemlerinde de duvar kagidi olarak gecen alisveris merkezine gittik. Yanindaki otopark (selfridges) oldukca makul fiyattaydi. (0-2 saati £2 gibi) guzel bir alisveris merkezi ve alisveris meraklilarini oldugu kadar da mimari ve fotograf ile ilgilenenler icin de ilginc bir yer.

Christmas oncesi oldugundan (26 Ekim 2013) dekorasyon duruma uygun yapilmis. Bayagi bir kalabalik vardi. Ozellikle yemek mekanlarindan bazilarinda ciddi kuyruklar olusmus.

Arka kapisindan cikinca bayagi buyuk bir acik pazar ve buna baglantili kapali pazarlar ile karsilastik. Bir an kendimi Eminonu'de hissettim

Hemen hemen her turlu sebze ve meyve vardi ve hem taze hem de oldukca hesapliydi. 2 libre mandalinayi £1.38 e  aldiktan sonra mandalina yiye yiye pazarin gerisini gezdik.

Gordugum kadariyla Birmingham, Manchester'a gore cok daha kozmopolit. Neredeyse Ingilizler azinlikta kalmis. Pakistanli nufusu oldukca baskin. Ama Cinliden, Arap'a, Zenciden, Hintliye sokaklar dopdolu. Ayakustu birkac Turk'e de rastladik.
Bu pazarin pazar ve pazartesi haric her gun kurulu oldugunu ogrendik. Hemen yanindaki kapali alanda et, tavuk ve balik pazari, oradan cikip yanindakine gecince de tuhafiyeden elektronige, mefrusattan, aksesuara her turlu seyi bulabileceginiz baska bir pazar var.

Sehir genelde duzenli gozukmesine ragmen bu fazla kozmopolit hava beni biraz rahatsiz etti diyebilirim.

Birmingham'daki kisa turumuzu tamamlayip 3 saatte tamamlayip otele dogru yola ciktik.

Otel kirsal bir alanin ortasinda yesillikler icinde eski bir ingiliz binasiydi. Tamamen havuzu var diye secmis olmama ragmen otele giris yaptiktan sonra "havuza giris icin ekstra birsey yapmam lazim mi ?" diye sorunca evet ekstradan ucret odemeniz gerekiyor dediler. Yetiskin gunluk 4 cocuk 2 poundmus. Bugun icin tartisasim kalmadigindan parayi odedim. Biraz da web sitesinde bu yazinin olmadigindan emin olmadan tartismaya girmek istemedim. Ama odada tekrar internetten baktigim kadariyla boyle bir bilgi yok web sitesinde. Dolayisiyla yarin mudurunu terletmeyi dusunuyorum.

Bosworth Hall Hotel
Otel oldukca genis bir arazide, buyuk bir kapali alanda. Bize ilk verdikleri odaya esim itiraz edince ikinci verdikleri oda super oldu. Cunku havuza en yakin odayi aldik.

Kapali havuzu derhal kullandik cok buyuk olmasa da fena degildi.

Arazide yaptigim kisa bir yuruyus sonbaharin tadini cikarmak icin bu otelin ideal oldugunu gosterdi

Dokulmus yapraklar ve sari renk otoparktan itibaren icinize isliyor.
Otelin ici
Otopark

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Gezdim Gordum - Barmouth

Serinin ilk yazisi daha dun gittigim icin bilgileri en taze olan Barmouth hakkinda.

Gidis Tarihi 14 Temmuz 2013
Hava Gunesli acik 27 derece. (deniz suyu sicakligi 15 derece)


Barmouth kuzey Galler'de bir sahil sehri. Manchester'dan 2 saatte gidilebiliyor. Ancak yolun cok buyuk orani otoban degil ve virajli dag yollarini da iceren bir yol. Sakin bir yol ve etraftaki manzaralar guzel oldugu icin sıkılmadan yolcululuk edebiliyorsunuz.

Yol boyunca gecilen sehirler kasabalar ve mimari cok hos aslinda.

Sabah saatlerinde yola ciktigim icin gun gunesli olmasina ragmen yer yer sis vardi ama yogun olmadigi icin sorun da olmadi.

Barmouth'a girer girmez yol sizi deniz kenarina getiriyor. Tren istasyonunun yanindaki hemzemin gecitten (solunuzda kaliyor) gecip sahile vardiginizda sola donerseniz buyuk bir otopark'a ulasiyorsunuz. Gunlugu £3.5 a arabanizi birakabiliyorsunuz. Onunuzde devasa bir sahil arkanizda sirin bir tatil sehri, hele de hava guzelse insani birden tatil formatina sokuyor ortam.
Hemzemin gecidin etrafinda market, plaj malzemesi satan dukkan ve basit yiyecekler bulabileceginiz cafelerle dolu. plaj icin eksiginiz varsa burada tamamlayabilirsiniz yani.

Plaj cok buyuk bir alan. Ne kadar kalabalik olursa olsun rahat olabileceginiz kadar genis. ince ve guzel bir kumu var. yoldan plaja indikten sonra bu ince kum uzerinde abartisiz herhalde 10 dakika yurumeniz gerekiyor ki denize ulasabilin. Denizin dibi de kum ve cok sig bir deniz. Denizin icinde de 10 dakika yurumeniz lazim ki boyunuza gelsin. Plajda sezlong kiraliyorlar gunlugu £3) ama pek kimsenin ragbet ettigi de yok.

Ogle yemegi icin sehre geri dondugunuzde eger gunlerden pazar ise restoranlarin buyuk cogunlugunun kapali olmasi sizi sasirtmasin. Bu yuzden size tavsiyem plajdan yola cikinca plaj arkanizdayken saga donup plajin yanindaki yolda yurumeye baslayin. Bu yol sizi yemek yiyebileceginiz acik restoranlarin oldugu bir alana getirecek. Bir deniz urunleri restorani, bir pizzaci, bir fish & chips' de yapan ama her telden calan restoran bir de pub yemekleri yapan bir mekan var. Ortam cok guzel. Palmiye falan bile var. Ingiltere'de oldugunuzu kolaylikla unutabiliyorsunuz.

2 buyuk 1 cocuk icin £40 odedik yemek icin. 1 corba, 2 buyuk fish & Chips, 1 cocuk boy fish & chips 3 de icecek vardi. (alkol yoktu)

Uzun uzadiya sehir turu atilacak bir durum yok ama gezmekte fayda var. Guzel bir sehir. Mimari tas binalar seklinde genelde. Yuruyerek butun sehri gezmek zaten yarim saati gecmez. Aralarda pazarimsi yerler var belki ilginc birseyler gorebilirsiniz.

Sonucta gitmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Ozellikle hava gunesliyse ve sicaksa denize girmek icin ideal.

"Gezdim Gordum" serisine basliyorum

Bugune kadar deginmedigim bir konuya bu yazimla giris yapiyorum. Ingiltere'de gezdigim gordugum yerleri paylasacagim.

Ingilteredeki bircok gezi sitesi, bolge tanitim siteleri bolgeye farkli bir acidan bakiyorlar. Yani bir Turk'un gezmekten anladigi sey ile bir Ingiliz arasinda ucurum var. Dolayisiyla aradiginiz haftasonunu bulana kadar cok ugrasiyorsunuz. Burada hafta sonu etkinligi dediginizde illa bir atlama, ziplama, tirmanma, rafting gibi bir atraksiyon anlasiliyor. Soyle denize karsi balik yenecek bir yer dediginizde zaten anlamiyorlar. Cocuklarla yapilacak etkinlikler sayfalari var mesela ama baktiginizda kaya tirmanisindan, dagda bisikletle gezmeye kadar hep bir aksiyondan bahsediliyor.

Madem boyle birsey yok, o zaman kendi rehberimizi kendimiz yapariz degil mi?

Size hangi tarihlerde ve hangi hava kosullarinda nerelere gittigimi yazacagim ki anlamli olsun. Cunku kimi yerler guneste anlamli, kimileri belli mevsimlerde. Belki ben yanlis zamanda gittigim icin tadini alamamis olabilirim. O yuzden objektif olsun diye bazi detaylari daha en basta vermeye calisacagim.

Ben Manchester'de yasadigim icin yol tarifini ancak bu bolgeden verebilirim. O yuzden yazida yola dair birseyler yasarsam bu durumu goz onunde bulundurun.

Once simdiye kadar gordugum ve bana basindan beri sacma gelen genel bir tutumdan bahsedeyim.
Bir sahil kasabasinda, sehrinde turistik bir restoran veya cafe'niz var diyelim. Bu bolgelere haftasonu akin oldugunu dusunurseniz, pazar gunu dukkaninizi kapatir miydiniz ? Benim aklim bunu almiyor. zaten 2 gun is yapiyorsun ve onlardan birinde kapalisin. Butun bir yaz boyunca gunesli haftasonu sayisi 4-5 i gecmeyen ulkede en sicak ve gunesli hafta sonunda sahildeki balik restorani kapiya aksam 7 de aciliyoruz yazip gider mi ? Aksam 7'de aciyorsun da o saatte kimse kalmiyor ki. Gunu birlik gelenler 5-6 gibi sehirlerine geri donuyorlar. Gun icinde acsa butun bir haftanin hasilatini yapacak belki ama acmiyor.  Peki suna ne dersiniz ? Saat 11 de acilacak muze / kale'yi beklerken acilisa 20 dakika kala etraftaki cafe'lere gidiyorsunuz ve dukkanin sahibi ve personel temizlik falan yapiyor. Adama birer kahve ve sandvic alip alamayacagimizi sorunca, "saat 11 de aciyoruz o zaman gelin" diye cevap veriyor. Arkadasim saat 11 de zaten muze acildigi icin oraya girecegim ve cikista cekip gidecegim. adamin var suyun var alsana bizi iceri. sabah sabah kac kisi bekliyor orada, disarida bekleyene kadar birer cay icseler 20 dakikada bir suru para kazanacaksin iste.

Ilk zamanlar cok kiziyordum ama artik dikkate almiyorum bu tutumu. Ama gezerken bunlari goz onunde bulundurmak lazim yine de. Dun "Sabah kahvaltisi" verdigini kapiya yazan cafe'nin 10:30 da hala kapali oldugunu gordum ya daha ne diyeyim.

Neyse bir sonraki yazidan itibaren "Gezdim Gordum" serisi basliyor. Umarim faydasi olur.